
Üzerinize Farz Olan Cihadın Günü Hangi Gündür?
Ortak söz ortak eylem, ortak duruş yok artık. Dünya hızla bir ayrışıma gidiyor. Her ne kadar küresellik, tek tipliliği hedeflese de din olgusu bu ayrımı elzem kılıyor. Bugün Ortadoğu'da, dün Balkanlar'da olduğu gibi bir din ayrışımına, BM'nin tıpkı Bosna'da Müslümanlar katledilirken seyrettiği gibi seyirci kaldığını bir kez daha görüyoruz. Bu kaçıncı susuş, bu ne uzun sessizlik? BM dediğiniz topluluğu oluşturanlar kimler sanki? İşgalci ruhun müntesipleri, sömürgeci devletlerin birleşimi değil mi?
Çocuklarımızın ders kitaplarından kaldırılan şehadet, cihad, şehid, mücahid, mustazaf, kafir, küfür gibi sözleri yeniden ve hafızalarımıza kazıyarak okumamız gerekiyor.
Sizin savunmanız, sizin direnişiniz, terörizm ile özdeşleştirilirken, öte yandan alnının ortasından vurduğu üç yaşındaki kız çocuğunun karşısında nasıl manyakça güldüğünün şarkısını yazıyor küfrün askeri.
Lübnan'da çocuklar, kin ve düşmanlıkla yetiştirilen Yahudi çocukların güle oynaya imzaladığı bomabalarla vuruluyor. Hahamlardan, papazlardan onaylı işgaller, katliamlar, namus kıyımları yaşanıyor.
Irzını, namusunu, evini, işyerini, arazisini, anasını, karısını, çocuğunu korumak isteyen Filistinlinin her bir eyleminde ayağa kalkanlar, işgalcinin çocuklara bomba imzalatıp, çocukları vurmasına bir şey diyorlar mı? O bombalarla ikişer, üçer ciğerparesiini kurban veren baba; hıçla kinle dolmaz, beline bomba bağlayıp gördüğü ilk kalabalığa dalmaz mı? O zaman da tıpkı sahilde piknik yapan masum insanların katlini değil, iki askerin kaçırılışını gerekçe gösterdikelri gibi, işgale, katliama gerekçe gösterirler hep bir ağızdan.
Burada; tuzu kuru olan bizleri değil, o coğrafyada yüreği yangın yeri olan ananın ve babanın öfkesini konuşuyoruz. Irak'ta Afganistan'da ortaya konan direniş hareketini konuşuyoruz. Irak'ta, Afganistan'da ortaya konan direniş hareketini konuşuyoruz. Onların içine çekildikleri psikolojiyi, içine düşürüldükleri durumu konuşuyoruz.
Irak'ta, Filistin'de bebekler katledilirken, biz onların babalarının amcalarının direniş yöntemlerini tartışmadık mı kıran kırana? Sanki adil bir savaş varmış, sanki asker askere çarpışmalar yaşanıyormuş gibi. Bu işgalciler askeri hedefleri mi vuruyor, yoksa özellikle sivil halkın bulunduğu bölgeleri mi?... Hastaneleri, su depolarını, hayat kaynaklarını, can damarlarını vuruyor. Füzeler ıskalarsa, ilaçsızlık vursun. Susuzlık, açlık vursun diye yakıp yıkıyor.
Can, din, namus, mal emniyeti ateşe atılan insanlar dururken onların üstünden yürütüldü terörizm tartışmaları. Şimdi bir kez daha bu insanları düşünün, Lübnan'da bebeği bombalarla parçalanmış babayı düşünün. Şehit, terörist, mücahit, militan, cihad, direnişçi söylermlerini, yeniden karşılaştırın.
Bizler şu an zulmün pasif seyircileriyiz. Allah'ın, hesabını çok çetin soracağı bir manzaranın seyircileri... Irak'a giden bir Mücahid, dünya Müslümanlarına, Müslüman erkeklere şöyle soruyordu: "Müslümanlar! Irak'a gelişiniz ne kadar uzun sürdü? Yoksa düşmanın, gelip sizin yatak odalarınıza kadar girmesini mi bekliyorsunuz?"
Bu soru bugün şöyle de sorulabilir: "Yoksa düşmanın gelip sizin bebeklerinizi katletmesini mi bekliyorsunuz?"
Aslında Irak'ta girilen yatak odaları bizimdi; Filistin'de, Lübnan'da öldürülen ciğerparelerin bizim olduğu gibi. Ama bu suskun duruş ve bekleyiş, Allah'ın emirlerine rağmen niye? Çözmeye çalışıyorum.Müslümanlar bugün cihad etmeyecekse ne zaman edecekler? Üzerlerine farz olan cihadın günü hangi gündür? Sizler kime kızar kime öfkelenirsiniz? Sizin kıyamınız kime karşı, sizin kavganız kiminle ey Müslümanlar?
DEMET TEZCAN 04/08/2006 ANADOLUDA VAKİT
|
• 2007-10-11 17:46:23 - arkdaşlık